ABD’de Demokrasi Artık Yok

ABD'de Demokrasi Artık Yok

SOLCULARIN İÇİNE ETTİĞİ

NEW YORK VE KALİFORNİYA

ABD'de Demokrasi Artık Yok

Fransız düşünür-yazar Alexis De Tocqueville, hakiki Demokrasi’nin Amerika’da uygulandığına ilişkin iki kalın kitap yazmıştır. Bugün yaşasaydı, New York ve Kaliforniya eyaletlerine bakarak, ABD’de Demokrasi artık yok diye, acaba yazar mıydı?

Alexis’in söz konusu iki kitabı, bilgiye ve ögrenişe dayanarak mı, yoksa bir şeyin güdümünde olduğu için mi yazdığını, ben bilmiyorum. Ancak,  söz konusu her iki ABD eyaleti, 1992’den bu yana, tamamıyla, Demokratlar tarafından yönetilmektedir.

Kısacası, solcuların elinde gün geçtikçe Demokrasiden uzaklaşarak artık bir Otokrasi haline gelmektedirler. Bu iki eyalet, ABD ekonomisinin yüzde 25’ine, nüfusunun da yüzde 20’sine sahip olduğu için, ABD’nin geri kalan yarısına da hükmedebilmektedir.

Bu da ABD’nin Otokrasi ile yönetime doğru hızla gittiğini göstermektedir. Söz konusu durum karşısında bir kısım halk, solcuları frenlemek maksadıyla katı girişimlerde bulunarak, ABD’nin bölünmesini daha da pekiştirmektedir. Böylece, ABD’de Demokrasi bir darbe de oradan yemektedir.

İşte o yüzden, ilk yüzyılda oluşan ve ikinci yüzyılda zirve yapan ABD’nin, üçüncü yüzyılında çökmekte olduğu, burada çoğumuza göre, ortak noktadır. Biz Cumhuriyetçilere göre, Evrenselcilerin 1992’den bu yana iktidarda olmaları bu işin temelindeki sorundur.

ABD’de Demokrasi Artık Yok

Çünkü Adalet Kalmamıştır

Demokrasi, Batı’nın dünyanın geri kalanını yönetmek için uydurduğu kendine has yontulmuş bir yönetim usulüdür. Batı’dan başkasının işine yaramaz. Ancak, Alexis’in iyi niyetli olduğunu ve doğruyu söylediğini varsayarak hareket edecek olursak, Demokrasinin ne olduğu bugün ABD’de belli olmuştur.

Bir başka açıdan bakacak olursak, Demokrasi kendisini doğurup ve olgunlaştıran ABD’yi yok etmeye soyunabilecek karakterde bir yapı olduğu aşikardır. Bu da Demokrasinin uygulanabilirliği konusunda en ileriye gitmiş olan, New York ve Kaliforniya’nın artık var olmayan adaletine bakılarak iyi anlaşılır.

İlk olarak, insanların nasıl gözaltına alındıklarına bakmak, aslında, yeterlidir. Ardından, savcıların işlevlerini neye dayanarak yaptıklarını anlamak gerekir. Üçüncüsü, hakimlerin Anayasayı nasıl algıladıkları ile ilgilidir. Yozlaşan bölünmüş ABD’de, her iki taraf da adaletin işleyeşinden endişelidir.

ABD’de Polis Korkusu

ABD’de, bazı kesimlerde her zaman bir polis korkusu var olmuştur. Kaliforniyalı biri olarak bu korkunun gün geçtikçe toplumun diğer kesimlerine de yayıldığını söylemek doğru olur. Kaliforniya, New York ile, benzer derecede “liberal” oldukları için, ABD’de giderek artan yozlaşmanın başta gelen örnekleridir.

Bu gibi eyaletlerde gözaltına alma şekilleri ve süreçleri artık bir emsal olusturmaktadır. Polis ile yüz yüze gelindiğinde, ses yükseltmek, fazla konuşmak, soruya cevapta yavaş kalmak veya şaşırmak artık gözaltına alınma şansını arttırmaktadır.

Yanlış giyinmek ve aksanı olmak ya da şeklin ve şimalin sıradan ABD’lilere ters düşmesi de polisin kişiyi tutuklama görevini daha kolaylaştırmaktadır.  Kısacası, artık Amerika’da, Hristiyan ve beyaz olanlarda da bu korku vardır. 30 yıl öncesine kadar, bunlar yalnızca zenciler ve Latinler için söz konusuydu.

Allah

Savcı ve Hakimlerin Eline Düşürmesin

ABD’de savcı ve hakimler görevlerine eyaletlerde seçimle gelirler. Federal savcılar ve hakimler ise atanırlar. Hal böyle olunca, artık bölünmüş olan Amerika’da, savcılar ve hakimlerin yargıladıkları kişilerin siyasi konumlarına bakarak karar verdikleri inancı yaygındır.

Kısacası, ABD’de savcı ve hakimlere artık kimse kendisinden olmadığı takdirde güvenmemektedir. Ancak bu, Demokrat ya da Cumhuriyetçi kimliğe sahip bir hâkim ya da savcının “satın alınan” olamayacağı ya da “karşı tarafla işbirlikçi” olarak gizliden hareket etmeyeceği anlamına gelmediği de rahatlıkla düşünülebilinmektedir.

ABD’de bir savcı ne kadar çok kişiyi yargıladığı ile değerlendirilir. İkinci parametre, kaç kişiyi kodese gönderdiği ile ilgilidir. Bu iki rakamı en yüksekte tutmak bir savcının kariyeri için yapacağı en önemli şeydir. Bu nedenle, bu tür büyük rakamlara ulaşmak için, Demokrat, Cumhuriyetçi, siyah, ya da beyaz fark etmeden herkesin üzerine gitmek zorundadır.

Hakimlerde durum benzerdir ancak onlar savcılar gibi sayı peşinde değildirler. Medyada çok ses getirecek davalarda, ortadaki havaya göre yönlerini belirlerler. Medyada ses getirmeyen davalarda ise verdikleri kararlar altında ne yattığını Allah bilir çünkü bu yöndeki olumsuz şayia gün geçtikçe bölünmüş ABD’de artmaktadır.

ABD’de Demokrasi Artık Yok

Kaliforniya’da Başımıza Geldi

Birinci örnek başımıza gelenlerle ilgilidir. Ben, 2015 yılında Palm Springs, Kaliforniya’da Belediye Başkanlığı’na adaylığımı koydum. Herkes gibi benim de Demokrat olmam gerekiyordu. Ben olmaz dedim ve Cumhuriyetçi Partili olduğumu yüksek sesle her konuşmamda vurguladım.

Yüzde 50’si eşcinsel olan seçmen, tabii ki beni bir Cumhuriyetçi Partili olarak sevemeyecekti. Ancak yedi Demokrat ile bir Cumhuriyetçi partili arasında bölüşülecek oylarda benim şansım vardı. Başarılı olmak için cüretli olmak ve doğruyu söylemekten başka bir şey gerekli değildi.

Ancak o zamanlar, ABD’deki aktif politika yaşamındaki ilk günlerimizdi. ABD’de siyasetin, ticaret ve sosyal yaşamda olduğu gibi, dışarıdan görüldüğü gibi olmadığını bu kez başımıza gelenlerle iyice öğrenecektik. Bir bakıma, ABD’de adaletin nasıl işlediğini, aslında nasıl işlemediğini görecektik. Derhal de gördük.

ABD’de şehirler “County” hükûmetinin güdümündedirler. County’ler eyaletlerin. Eyaletler de Wash DC’deki Federal hükûmetin. Palm Springs, Riverside County’ye bağlıdır ve partinin başsavcısı o zamanlar Cumhuriyetçi Partiliydi.

Ancak o savcının, benim belediye başkanlığı seçimi sürecinde, Demokratlarla birlikte aleyhimde hareket edeceği aklımıza hiç gelmemişti. Ta ki  seçim gününe kadar. Seçim biter bitmez, soz konusu savcı kırk yıldır dostumuz ve hiçbir şey olmamış gibi çevremize geri geldi.

ABD’de Demokrasi Artık Yok

New York’ta Facia Vuku Buldu Kimse İlgilenmedi

Bizi şahsen ilgilendiren, adaletsizliğine şahit olduğumuz, diğer bir büyük örnek de New York’ta vuku buldu. Bir kişi 600 günden fazla suçlanmadan göz altında tutuldu ve ABD’de bu durumda hiç kimse kılını oynatmadı.

Alexis De Tocqueville, Demokrasi, ve Adalet
ABD’de Hangisine İnamalı?

Alexis De Tocqueville acaba bu uygulamalara ne derdi? Ancak daha önce, acaba Alexis bilerek ya da bilmeyerek birilerinin ekmeğine yağ süren biri miydi diye sormak gerektigini yine de hatırlatmak gerekir.

Ne de olsa, Demokrasinin insanları ya da toplumları kayırması başta gelen özelliklerindendir. Dolayısıyla, en azından bu açıdan, adaletin olup olmadığı ile Demokrasinin varlığı arasında bir çelişki vardır.

New York ve Kaliforniya’da ise, bu çelişkinin zaten önemi de yoktur, çünkü oralarda çoktandır Otokrasi hüküm sürmektedir. Halihazırda, bu iki eyalette insanlar, Demokrasinin de ötesinde, daha da çarpık, bir dünyada yaşamaktadırlar.

 

Leave a Reply